Cengiz Aygün Yeni yüzyılın milad’ı; ‘Koronavirüs’…

Cengiz Aygün

Yetti mi.?
Hayır. Çünkü 1918’de yaşanan ve 50 ila 100 milyon insanın hayatını kaybetmesine sebep olan “İspanyol Nezlesi” salgını yaşandı.

Yine yetmedi;
Çünkü daha İkinci Dünya Savaşı yaşanacak ve 1920’li yıllarda temeli atılan “Petrol Çağı”, ancak rayına oturacaktı.
Öyle de oldu ve büyük doğum sancıları sonrası Küresel Sistem iki kutuplu ve Soğuk Savaş gölgesinde işlemeye başladı.
Her iki savaşın da belirleyicisi hep ABD yani İngiliz Siyaseti ve görünmez aktör olarak da zamanın “para ve akıl sahipleri” idi.

90’larda iki kutuplu dünyanın doğu kanadı Sovyetler Birliğinin dağılmasıyla birlikte, yeni yüzyılın plan, senaryo ve simülasyonları yapılmaya başlandı.

Bugünlerin hazırlığı idi.
Dikkat edin bugün yaşanan savaş, kaos, terör, hibrit müdahalelerin yol haritası hep 90’lı yıllarda yapılmıştır.
Tıpkı paylaşım konusunda anlaşılamadığı için “hasta adam” benzetmeli Osmanlı İmparatorluğunun otuz-kırk yıl daha devam ettirildiği,

Ve tıpkı sonrasında olan Birinci Cihan Harbi gibi; bugün de “Yeni Yüzyıl” konulu Küresel Hakimiyet Savaşının finaline yaklaşıyoruz.

Yeni nesil savaş da diyeceğimiz “vekalet savaşları” bu sürecin sıcak çatışma kısmını kapsıyor.
Askeri, siyasi, ekonomik yaptırım ve ambargolar cabası.
Bilişim ve siber istihbarat üzerinden  sınırsız ve pervasızca yapılan üstünlük çekişmesi tarafların güncellenmiş galebe çalma versiyonu oldu.

En nihayetinde biyolojik kozlar ve ilk versiyonu olarak sahaya sürülen Kovit-19 yani Koronavirüs.
Hep yazdım; ABD yekpare ve tek bir Amerika değil.
Eskisi gibi; bunlar Yahudi, Siyonist veya mason gibi kategorizasyon yok artık.
Gerçek olan tek ve en önemli şey; “para ve akıl sahiplerinin” ikili güce dönüşerek yaptıkları amansız Küresel Hakimiyet Savaşıdır.

Koronavirüsü de tarafların hamlesi olarak görmeliyiz.
Zannım ve bilgimce Merkeziyetçi Akıl, Çin adımını attı ve ikinci büyük Ekonomiye sahip bu gücü dizginlemek, hizaya sokmak ve dolayısıyla Neocon-Evangelist tarafa çok büyük darbe vurmak istedi.

Vurdu da…
Düşünün koskoca Çin beş-altı ayda iki trilyon dolara yakın zarara girdi.
Sadece bu mu.?
Üretim, ithalat-ihracat ve giriş-çıkışlar durdu.
Koca Çin yarı açık cezaevine döndü.
Peki Neocon-Evangelist taraf durur mu..!
Durmadı ve hamlesini Avrupa üzerinden yaptı.
Şuanda ABD Avrupa ile 30 gün süreyle giriş-çıkışı durdurdu.
İtalya permeperişan, İspanya virüs cangılına hızla ilerliyor.
Almanya gibi AB’nin lokomotifi sınırlarını kapatıyor ve adeta görünmez Berlin Duvarı çekiyor.
İlk defa  küresel ölçekte korku, ürküntü ve çöküş yaşanıyor.
Hem de birkaç dolarlık bir virüs nedeniyle…
Oluşan algı ve korku öyle bir hal aldı ve alıyor ki; virüsün biyolojik riskinden çok daha büyük halde.
Ve ne gariptir ki; şuanda Küresel Savaşın her iki tarafının da kullandığı done, aynı virüs.
Bir o, bir bu.
Bir ona yakın devlet ve coğrafya, bir ötekine yakın olan.
Her ikisinin de ortak noktası; korkuyu büyütmek ve korkuyla hükmetmek.
Geldiğimiz durum ise; çökme noktasına  ve bir daha iflah olmaz hale gelen Küresel Ekonomik ve Siyasi Sistem.
Arz durdu, talep durdu.
Petrol Çağı’nın en büyük değeri petrol, 28 dolarlarda ve bu durum inanın kimsenin umurunda değil.
Herkes can derdinde.
Düne kadar İdlib, Suriye, Rusya ile ilişkiler gibi konular güncelimizdi.
Şimdi ne konuşuyor ve yaşıyoruz.?
Varsa yoksa virüs, virüs, virüs…
Geçen yazımda Nisan ayına işaret etmiştim.
Evet, Nisan ayı Yeni Dünya düzeni için çok önemli değerlendirme ve istişarelerin yapılacağı bir zaman.
İnanın ben Koronavirüs’ün an itibariyle oluşturduğu tahribatı geçtim.
Haziran-Temmuz aylarında virüsün bir anda kaybolacağı/kaybettirileceğini düşünüyorum.
Çünkü virüsü yayan, aşısını da zaten hazırlamıştı.
Ama eğer Nisan’daki gelişmeler sulh ve uzlaşı getirmezse; asıl kaygım ondan sonrası içindir.
Artık şekil değiştirmiş Korona mı, bambaşka ve kitlesel ölümler getirecek yeni bir virüs mü, nükleer/kimyasal silah kullanımı mı…

Herşey ama herşey inanın mümkün ve sahaya sürülebilir olacaktır.
Bir noktaya parmak basmak istiyorum.
Hatırlayın Petrol Çağı diye adlandırdığımız şuanda biten yüzyılın inşa arenası bizim coğrafyamız ve dolayısıyla Osmanlı toprakları idi.

Ve ana konu da nasıl pay edileceğiydi.
Paylaşımda uzlaşıya varılamadı ve savaş başladı, İspanyol Nezlesi salgını başgösterdi ve ancak yeni yüzyıl kısmen de olsa başlayabildi.

Şimdi de benzeri bir durumdayız.
Arena yine bizim coğrafyamız,
Kilit yine Anadolu ve Türkiye.
Evangelist sembollerin, Yahudici ütopyanın işaret noktası, günümüz popüleri ve hedeflenen “yeni yüzyıl”ın yükselen değeri “Hidrokarbon” yine bu bölgede.

Doğu Akdeniz’de…
Öyle düşünüyor, duyuyor ve hissediyorum ki; Koronavirüs denen salgından ve ortaya çıkan korkunun etkisinden en az etkilenecek olan ülke biz olabiliriz.

Söylediğim sebepler ve yüklenen önem nedeniyle savaşın her iki tarafı için de an itibariyle tahrip edilmemesi gereken coğrafya burası.

Yani Anadolu, bizim topraklarımız.
Ama çok büyük kaygım, korkum ve endişem de var.
Virüs sonrası hamleler yapılırken Anadolu/Mezopotamya odaklı planlanan yeni yüzyıla, coğrafyanın sahipleri olarak; bizli mi, bizsiz mi girilecek..!

Bizimle eşgüdümlü ve beraber mi, yoksa coğrafyayı insansızlaştırarak/biz’sizleştirerek mi girilecek.!
İşte asıl tehlike, risk ve belirsizlik bu…
Çünkü dünyanın merkezi burası…
Abarttığımı sakın düşünmeyin.
Düşünüyorsanız Haçlı Seferlerine kadar geçmişe bir projeksiyon yapın; ne kastettiğimi anlarsınız.

Sonuç olarak:
Koronavirüse dikkat etmeliyiz, tedbirli olmalı ve önerilen önlemlere riayet etmeliyiz.
Ama lütfen “aslında ne oldu, virüs kimin işine yarıyor, kime zarar veriyor” sorularını da sorun.
Virüs ve virüse bağlanan ölümlere hapsolursak bir sonraki tehlikeyi göremeyiz.
Biten yüzyılı kaybettiğimiz gibi oluşacak yeni yüzyılı da kaybedebiliriz.
Çünkü Koronavirüs emin olunsun ki; henüz bir başlangıçtır ve ülkelerin-ekonomilerin-insanların test edilmesidir.
Peki Para ve Akıl Sahiplerinin bu virüsle amaçladıkları maksat hasıl oldu mu.?
Bence oldu.
Çünkü dünyanın hedeflenen korku, ürküntü ve kaos olgusuna ne kadar teşne olduğu ve hemen virüs piskozuyla esirleştiği görüldü, gözlendi.

Ve, hiçbir şeyin korku kadar hızlı yayılamayacağı tezi çerçevesinde plan yapmalarının doğruluğu tescillenmiş oldu.
Emin olalım ki durmayacaklar.
Şimdiden bir sonraki hamlenin etkilerini konuşmaya bile başlamışlardır.
Küresel Sistem tıpkı virüs gibi mutasyona uğrayarak yeni bir şekil ve esasa evriliyor.
Bu kriz ortamının nirengi noktası olan kapitalizm de; kurulacak “yeni yüzyıl”ın kod ve normlarına uygun ve uyarlanmış şekle dönüştürülecektir.

Kapitalizmin güç noktaları değişecek, yeni coğrafyalar ve ülkeleri öne çıkartılacak; yapılan planlara muvafık ve mutabık şekilde yeni dönemin dinamik ve formatına göre şekillendirilecektir.

Yani, yeni versiyon bir kapitalizmle tanışacağız demektir.
Yerden göğe küp misali dizilen eski yüzyılın sistemik kulesi büyük bir çatırtıyla yıkılıyor.
Asıl soru ise şu; dikilecek yeni nesil kulede kim hangi katta, kimlerle komşu ve müttefik, kimlere uzak ve hasım ve hangi imkanlarla mücehhez olacak..?

Yaşayıp göreceğiz veya yaşamaz isek; yaşayanlar görecek…

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah’a emanet olun sevgili okurlar.