Cengiz Aygün’e minnettarım. ,Din, ahlak, siyaset, futbol ve kaos..

Futbol ile başlayayım. Türk Milli Futbol Takımı, Avrupa Şampiyonası için Fransa’ya gider. Şampiyonaya gidebilmek için oynadığı son üç maçını Konya Büyükşehir Stadyumu’nda büyük bir taraftar coşkusu altında, kendini kazanmaya mecbur hissedecek bir atmosfer içerisinde oynar ve başarılı olur. Bu üç maç öncesindeki diğer maçlarında eleştirilir, futboluyla ve ruhuyla. Ancak bu statta oynadığı maçlarda kadro yine aynı, teknik yönetim yine aynı kişilerden oluşmaktadır. Ne olmuştur da bu üç maç, herşeyi geri çevirmiştir. Katıldığı her turnuvuda final adayı olarak gösterilen Hollanda dahi bu stattan başı önünde ayrılmış, şampiyonaya katılma umutları sadece kırıntıdan ibaret olan milli takım, Konya ilinde özüne, ruhuna, gücünün farkındalığına nasıl kavuşmuştur?

Gelelim şampiyonaya! İlk maçına tedirgin çıkan milliler, turnuvada favorilerden biri olarak gösterilen Hırvatlar karşısında etkili ataklar geliştirememiş ve bir anlık konsantrasyon eksikliğinden yenilen gol ile maçı 1-0 mağlup tamamlamış. Şahsi fikrim, bundan daha normal bir durum olamayacağıdır. Benim zoruma giden, takımın yenilmesi değil, Hırvatlara yenilmesi hiç değil, oynadıkları futbol da değil, çevremde tanıdığım ve özünü bildiğim artık asla dostum diyemeyeceğim kişilerin Hırvatlar lehine iddia kuponu doldurup yatırmaları ve maç boyunca Hırvatlar kazansın diye dua etmeleriydi.  Asla kabul edemeyeceğim bu durumu sorduğumda, kardeşim akıl var mantık var, bizimkiler bu maçı alamaz, bak görürsün Hırvatlar şampiyonluğa oynayacak, futbol işi duygu kaldırmaz cevapları da bir o kadar yaraladı. Kendi kendime sordum, futbol his işi, duygu işi değil ise biz Hollanda’yı nasıl yenmiştik? Hadi yendik, 3-0 neyin nesiydi?

Kaderin cilvelerinden bahsedeyim; bizi 1-0 zor yenebilen Hırvatlar, bizim 3-0 yenildiğimiz İspanya’yı 2-1 mağlup etti. Demek ki, Hırvatlar’a yenilmemiz mantıklıymış. Ama mantıksız olan şey 1-0 yenilmemiz! Bizi 1-0 zor yenebilen Hırvatlar, bizim 2-0 yendiğimiz Çekler ile 2-2 berabere kaldı. O zaman Hırvatlara 1-0 yenilmemiz mantıksızmış! Hırvatistan Portekiz ile oynadığı maçta 90 dakika neticesinde berabere kaldı. Portekiz şu anda finalde. Gruptan çıkabilseydik Galler’in rakibi olacaktık ve Portekiz, Galler’i 2-0 mağlup ederek finale kaldı. Ne garip ki Portekiz’in tek doksan dakika galibiyeti bu. Cristiano haricinde hiçbir futbolcusunun oynadığı futbol, zevk vermeyen Portekiz, sallana sallana tek bir galibiyet ile final oynayacak. Tek galibiyetinin skoru da 2-0. Oysa Türk Milli Takımı’nın da sadece bir galibiyeti var ve o da 2-0.

Diyeceksiniz ki bize futbol mu anlatıyosun. Elbette ki maksadım futbol anlatmak değil, çünkü bu işin uzmanı değilim ve emin olunsun ki hayatım boyunca yazdığım yazıların belki de en basitini şu anda kaleme alırken kendime bile gülüyorum. Maksadım asla futbol anlatmak değil. Ancak içimizdeki İrlandalılar, farklı neseplere bürünmüş, bunu anlatabilmenin maalesef başka yolu da yok. İrlandalılar, bu gün, Hırvat olmuş, İspanyol olmuş, Galler vatandaşlığı alan var, her yer İngiliz kaynıyo, hepsi Fransız olmuşlar, Almanlar el üstünde, Portekiz yalakaları biz buradayız diye bağırıyo, bir tek Çek vatandaşlığı almak isteyen yok, çünkü onları yendik!

Niyetimi anlatabildiysem, birkaç kader cilvesini daha örnekleyip konuyu değiştireceğim. Hırvatlar’dan golü yerken istemsizce elini saçına götüren ve bu yüzden tukaka edilen Ozan Tufan, Çeklere ikinci golü atar, herkes susar. Türkler skoru yakalar ama şampiyonaya devam edemez. Neden, çünkü sorumlu yine kendileridir, çünkü kaderlerini başkalarının eline bırakmışlardır. Ancak her nedense yine kaderini başkalarının eline bırakan diğer takımlar turnuvaya devam ederler. Kimse bununla ilgili konuşmaz! Kuzey İrlanda’ya karşı kaçırdığı yirmi pozisyonun üçünü daha gol yapamayan Almanlar yüzünden, yedeklerle maça çıkan İtalyanlar yüzünden, Portekiz’e üç gol atmasına rağmen maçı kazanamayan Macarlar yüzünden devam edemediğimiz dalga konusu olur. Macarlardan üç gol birden yiyen ve tek galibiyetle finale kalan Portekize kimse laf etmez. Çünkü herkes futbol dahisidir bu ülkede. Şu mantık oyununuza bir tiyo vereyim mi, “Portekiz bu futbolla Fransa’dan finali kazansın, buraya bastığım her harfi yerim” demeyeceğim. Çünkü yazılmış bir kaderiniz varsa kimse buna engel olamaz. Bu oyunda kazanmak da var kaybetmek de, ama önemli olan asıl önem arzeden milli takımın oyunu değil, bizlerin milli bilincini, ruhunu kaybetmesi. Bir atasözü var, kol kırılır yen içinde kalır diye. Dünyanın en büyük takımına  futbolcu göndermişsiniz, dünyanın gözü önünde yuhalıyorsunuz; bana da tek kelime kalıyor bu konuyla ilgili söylenecek, sizin gibi taraftara yazıklar olsun.

Asıl amacım futbolu anlatmak olmasa da futboldan anlamayanların herşeyi konuştuğu güzel ülkemde, anlamasamda futbol üzerinden, kaybolan ruhunuzu geri çağırmaya heves ettim. İsterseniz bağışlamayın.

Peki futbol ile bitti mi? Herkesin herşeyin uzmanı olduğu ülkemde maşallah herkes siyasetçi dimi? Peki din, ahlak siyasetin neresinde? Biraz da bunları tartışalım mı? Yoo asla tartışamayız dimi, çünkü hepimiz laikiz. Dinin siyasetle ne ilgisi var, değil mi?  Ama hepimiz elhamdülillah Müslümanız maaşallah!

Evet, bu günün sosyal medya haberleri şöyle; Suriyeli’lere vatandaşlık verilecek, verilmesini istiyor musun? Haydi anketimize katıl, ey koyu Ak partili, haydi düşünceni söyle. Bunu yapacak olanları sen seçtin, hadi ne düşündüğünü şimdi söyle. Bak Suriyeliler Florya plajını üç yüz kişiyle bastılar, bunlar vatandaş mı olsun, yarın senin de karına kızına plajda bunu yapacaklar, haydi çekinme söyle, kendi ülkesini satıp gelenler senin vatandaşın olsun mu, bunlar mı mağdur hadi konuş, Osmanlı’yı arkasından vuran arapları mı vatandaş yapacağız, ben yiyemedim sen ye mi diyeceğiz… Böyle devam eder söylemler. Yapılan yorumlar ve düşünceler ise çok vahim. En garip tarafı da bu güne kadar sosyal medyada boy boy AKP bayrakları, Tayyip Erdoğan resimleri paylaşıp bundan nemalanan bazı arkadaşların bu gün birden bire bu söylemlere girişmesi. Bi garip olan şey daha var, her hafta Cuma mesajından geçilmeyen profillerde bu mesajları paylaşanların bu anketlere katılıp asla diyerek vatandaşlığa hayır kampanyasına çanak tutmaları.
Cuma namazı demişken, aklımdan hiç çıkmaz; İmamın hutbede son sözleri; “Muhakkak ki Allah, adaleti, iyilik yapmayı, akrabaya yardım etmeyi emreder; ahlaksızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor” (Nahl, 90)
Allah, akrabaya yardım etmeyi emretmiş. Peki kim bu akraba? Bunun bi de yakın akrabası uzak akrabası var dimi? Kardeş, yakın akraba oluyor sanırım. Bakın bi de ne demiş tüm insanlığı, evreni yaratan Allah. “Bütün mü’minler kardeştir. O halde her ne zaman araları açılırsa, kardeşlerinizin arasını düzeltin ve yolunuzu yordamınızı Allah’ın kitabıyla bulmaya çalışın ki, O’nun rahmetine erebilesiniz.” (Hucurat, 10)

Ha bir de komşuluk olayı var. Hepimiz Müslümanız ya, hatırlatayım istedim. Bakın Allah’ın son elçisi (s.a.v) ne demiş; “Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir” (Buhari, Edeb, 12)

Bazen düşünüyorum, diyorum ki, ben kaç gün aç yattım, hasta yattım, düşkün kaldım, bir gün kapımı çalmadı, her hafta Cuma günü hayırlı cumalarınız olsun diye mesaj paylaşanlar. Ülke komşusunu mu, mümin kardeşini mi düşünecek, güzel ülkemin güzel vatandaşları. Bazen kendime de kızıyorum, hangi komşumun ne zaman halini hatrını nasıl sordum, ben ne kadar uydum Kitabıma ve Peygamberime diye. Neyse konu uzamasın, bunlar meselenin dini boyutları idi, üzerine alan alır.

Siyasi boyutunu da çok tartışacak değilim. Lakin yazıyı çok uzatmadan birkaç şey söylemem lazım. Daha yeni bir Ramazan ayından çıktık. Hepimiz kardeşlik, müminlik masalları anlattık dinledik. Kaçımız bir tabak yemeği komşumuza götürdük?

Sosyal medyada boy boy gezen videoyu ben de izledim. Siz insanları ayrıştırıp, plajlarınıza, lokantalarınıza, alış veriş merkezlerinize, stadyumlarınıza sokmazsanız, onları bir çadırda ya da duvarlarında boya bile olmayan hücre tipi evlerde açlık çekerek yaşamaya mahkum ederseniz, gidecek yeri bile olmayan bu insanları kendinizden hakir görüp ayrıştırırsanız, onlar aç yatarken siz tok yatarsanız, gittiğiniz Cuma namazlarından toplu riyakarlar olarak dışarı çıkacaksınız. Vicdanınız rahat uyuyamayacaksınız. Ve bunu ancak onlar gibi olduğunuzda anlayacaksınız. Diyeceksiniz ki biz asla onlar gibi olmayız. Biz yurdumuzu savunuruz onlar gibi kaçmayız. İnşallah, o günleri görmeyiz. Bu ülkede daha askerliği bile kabul etmeyip kendilerine vicdani redçiler diyen bir zümre var ve maalesef bu adamlar Türk vatandaşı. Haa, bir de aman dileyene el kalkmaz diye bir söz var. Evet biz onlar gibi kaçmayız, ama bize sığınana da sizin yaptığınızı yapmayız. Biraz daha detaya gireyim. O videoda, Suriyeliler, alınmadıkları plaja alınmamalarını protesto için toplanmışlar, geri plandan bir ses yükseliyor, burası yasak bölge diye. Sadece serinlemek için girmek istedikleri plaja alınmadıkları için toplanmış ve protesto edip dağılmışlar. Diyeceksiniz ki başka münferit olaylar da var. Örneğin, Suriyeli mültecilerin Türk bayrağını indirdikleri bir video daha var. Ben de size diyeceğim ki, Türk vatandaşı olup Türk bayrağını yakan insanların görüntülendiği onlarca video var! Her toplumda yanlış insanlar maalesef var. Yanlış insanların cezasını aman dileyenlerin, mağdur edilenlerin çekmesi neden?

Ben bu gün burada Suriyelilerin vatandaşlığa alınmasını savunmuyorum. Aksini de savunmuyorum. Ben kaybolan bir milli bilincin, ruhun özlemini çeken biri olarak, Allah aşkına sesleniyorum. Siyaseti bilmeyenlerin siyasetle ilgili konuşmasının, gündem yaratmasının tehlikelerinden bahsediyorum. Osmanlı imparatorluğu her millete kucak açarak bir imparatorluk olmadı mı? Dünyaya hükmetmek istiyoruz, eski şaşalı günlerimize ulaşmak istiyoruz, ama içimizdeki çok sesli vatandaşlardan bir türlü kurtulamıyoruz.

Örnek mi? Abdullah Öcalan, Türkiye Cumhuriyeti’nin TC kimlik numarası ve kimliği dahil olmak üzere mavi kimliğine sahip. Kaçınız bu çocuk katilinin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmasına bu güne kadar ses çıkardı. Ele geçirilen, öldürülen, PKK’lıların hepsi Türkiye vatandaşı. Kaçınız buna bu güne kadar ses çıkardı?  Ben ne istiyorum biliyor musunuz? Arda Turan’ı İspanya maçında yuhalayan Türk vatandaşları vatandaşlıktan atılsın, Arda Turan’a sahip çıkan İspanyollara Türk vatandaşlığı verilsin, bundan ve sizin sayfa sayfa kendinizi üstün görmenizden, sığınacak birilerini arayan ve aman dileyen Suriye halkını aşağılayan yorumlarınızdan daha hayırlı.

Türk Milliyetçiliği ile ırkçılığı birbirine karıştırmayın. Benim dinim, benim siyasetim, benim ahlakım, benim futbolum işte bu. İsterseniz kaosla kalın. Ya da ister titreyerek, ister sallanarak, ister ağlayarak, ister iseniz gülerek kendinize gelin ve Allaha emanet olun.
Niyazi Çağatay

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir