Cengiz Aygün,Nelerimiz değişiyor, nelerimiz; farkında mıyız..!

Cengiz Aygün,Sadece maske mi..!
Bence maske en basiti ve hatta asıl amacı maskeleyeni…
Tokalaşma, sarılma vb. gibi geleneksel refleksler,
Online alışveriş, online para, online iletişim…
Eş-dost ziyaretinin bitişi,
İyi günde zor günde sevdiklerimizin yanında oluşumuz,
Bitti, bitti…
Ve üstelik yadırgamamaya bile başladık.
Düşünsenize…
Kendi evladına, ebeveynine, torununa, sarılmaktan bile imtina eder haldeyiz.
Amcamızın, dayımızın, halamızın, teyzemizin veya mahalledeki Ahmet Amcamızın, Ayşe Teyzemizin elini öpmekten bile kaçar durumdayız.

Neredeyse, yaşlılarımızın ölümünün gereklilik olduğunu düşünmeye doğru ilerliyoruz.
Ya pozitifse diye, bir diğerimizden ürker hale geldik.
Birisi yanımızda öksürse-aksırsa,  utanma belası hızlı bir “geçmiş olsun” deyip kaçmayı düşünür olduk.
Daha neler, neler…
Güya bunun adı ne; Sosyal Mesafe…
Karşı mıyım..?
Hayır, maalesef ve mecburen değilim.
Ama bir realiteyi, vakıayı ve “yeni normal” diye dayatılan yeni ve soğuk nevale alışkanlıkları da görmezden gelemiyorum.
Mesafe koyuyoruz ve bunu bir de “sosyal“leştiriyoruz.
Ne zamandır mesafe koymanın adı “sosyal” tamlamasıyla tanımlanır oldu… (Virüs korkusuyla, tabi…)

Son birkaç yıldır ısrarla Yeni Dünya Düzeni ve Yeni Yüzyıl inşası yapılıyor derken, kastım bu idi…
Sadece ekonomik, coğrafi veya askeri değişim ve dönüşümler değildi.
Zihinsel, duygusal, sosyal, psikolojik değişim ve dönüşüm de bunun bir parçası idi.
Ve inanın çaktırmadan, farkettirmeden, kanıksatarak ve kabullendirerek bunu öyle güzel başarıyorlar ki…
Hem de korkuyla, ürküntüyle ve çaresizleştirerek…
Çözmüşler adamlar,
Hristiyan’ın da, Müslüman’ın da, Yahudi’nin de, Ateist’in de, Deist’in, de Teist’in de insani refleksini çözmüşler.

İnsan denen varlığın hangi saikle neyi yapacağını da, hangi korkuyla neleri yapmayacağını da çok iyi çözmüşler.

Küresel hakimiyet operasyonunu yaparken zihinsel manipülasyon ve algı operasyonu kısmını da, hiç mi hiç gözden kaçırmamışlar.

Hatta ana manivela olarak bunu görmüşler.
Korkuyu hakim kılarak istedikleri değişim ve dönüşüm iklimini oluşturacaklarını çok iyi öngörmüşler.
Planlanan “Great Reset” (Büyük Sıfırlama) tıkır tıkır işliyor.
Ve hepimizin, herkesin, kısaca  tüm dünyanın, tüm insanların bunun figüranı olmamaya bir çaresi yok.
Oyun diyen oluyor,
Virüs labaratuvar ürünü deniyor,
Birileri virüs üzerinden dizayn yapıyor deniyor,
Pandemi aslında bahane deniyor,
Deniyor da deniyor ama “elle gelen bayram düğün” misali herkes halaya, cümle alem furyaya, cemi cümlemiz bu korku iklimine teslim olmuş ve “pandemik rüzgarın” önündeki yaprak misali “serseri mayın gibi” uçuşuyoruz.

Kendimi bundan arî ve ayrı tutmuyorum.
Yok efendim Çin aşıyı buldu,
Yok yok; Ruslar buldu,
Vay efendim; Bill Gates, aşı 2021’de bulunacak, dedi,
Türkiye aşı için çalışıyor,
ABD’li bilim insanları sonuca ulaşmak üzere…

Laf laf laf…
Bitmez bu pandemi, bitmez.
2021 sonuna kadar da bitmeyecek…
Çünkü yapılmak istenen küresel cerrahi operasyon bitmedi daha…
Ve de, virüsle hedeflenen zihinsel değişim ve dönüşüm tam kanıksanmadı, henüz…
Dizayn bitmedi,
Yeni Düzen tam gelmedi,
Yeni Dünya şekillenmedi…
Hal ve durum böyleyken; bizler, ipteki virüs cambazına bakmaya, o birileri de kafamızdan beynimizi çekmeye devam edecek.

Ve, seve seve olmasa da; sevmeye sevmeye de olsa bu oyunun figüranlığını bihakkın ifa etmeye devam edeceğiz.

Kaçarı yok,
Başka yolu yok…
Daha durun siz..!
Turpun büyüğü heybede…
Çok değil, bir-iki yıl sonunda geldiğimiz noktayı hep beraber göreceğiz.
Neredennnn nereyeee diyeceğiz.
Pandemi öncesindeki kendimizi bile tanımakta zorlanacağız.
Tabi, bunu düşünebilecek bir düşünüşümüz kalmış olursa…
Bu öyle bir durum ki; insanlığın belki de bugüne kadar yaşadığı dönüşümün (Değişim demiyorum. Çünkü değişim yaşanımını çoktan geçtik) en hızlıca yaşananı olacak..!

İnsanoğlu öyle bir varlıktır ki; kendisi yaşanan tarihin aktif figürüyken yaşanılan olayları önemsizleştirmeye, kabullenmeye ve kanıksamaya bayılır.

Sıradanlaştırır ve bir süre sonra önemsizleştirmeye başlar.
Mesela: Suriye’yi düşünün.
TV’lerde o bombalamaları, yıkık-harabe şehirleri ve çadırlarda iç içe ve büyük bir sefalet içinde yaşayan insanları görünce; “Aman Allahımmmm… Ben olsam asla yaşayamam orada“, deriz.

Yaşayan insanların sürekli bir korku, panik ve tedirginlik içinde olduklarını düşünürüz.
Ki, öyleler de…
Ama insan böyle bir varlık ve mahluk.
Neleri kabullenip, nelerle yaşamaya başladığımızı ve nelerimizden vazgeçip, nelerden imtina ettiğimize bakarsak, anlarız…

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah’a emanet olun sevgili okurlar.