Son yüz yıllık süreçte dünyada bir ABD hakimiyeti herkesin malumudur. Amerika bu dünya hâkimiyetini elde tutarken kendi içinde de yönetsel farklılık içeren taraflara sahiptir. Bunun en belli başlısı ise; 'Merkeziyetçiler ve Neo-Con (neo conservatism- yeni muhafazakarlık)'lardır.

Cengiz Aygün, FETÖ ittifakı: ’15 Temmuz darbe girişimi’

Merkeziyetçiler genelde Demokratlar üzerinden, Neo-con’lar ise Cumhuriyetçiler üzerinden iktidarı elde etmek şeklinde kendilerini göstermektedirler.  Her ikisinin de amacı bir nevi Dünya-  Amerikan hâkimiyet ideali ve iddiasıdır.

Bu iki grubun amacı aynı olsa da yönetsel pratiği farklıdır. Merkeziyetçiler daha çok,  ılımlı, demokratik enstrümanları ve araçları kullanarak hakimiyet peşindedirler. Neo-con’lar ise, şahinler diye anılmalarına vesile olacak şekilde, daha sert, kanlı ve agresif bir yönetim anlayışına sahiptir. Bu bağlamda birisi diyaloğu; diğeri ise savaşı, terörü ve kaosu tercih etmektedir. 13775923_1468702303155292_4230440886554294986_n

Neo-con’ların en baskın olduğu dönem George W. Bush yönetimindeki Cumhuriyetçilerin başkanlık dönemi olmuştur. O dönemde Afganistan, Irak ve bazı diğer dünya ülkelerinde “demokrasi özgürlük ve insan hakları” söylemiyle akan kanı, işlenen katliamları ve Amerikan şiddetini hepimiz müşahede etmişizdir. Bu Neo-Con’ların karakteristiğidir. Terör ve şiddet onların temel hâkimiyet argümanıdır.

1980’lerde Talibanı, daha sonra El Kaide’yi palazlandıran, Somali’de Eşşebap örgütünü, Nijerya’da Boko-Haram örgütünü ayakta tutan bunlardır.Gladio da yine bunların eseridir, ki; güya yıllarca Kominizim karşıtı bir amaçla Sovyetler Birliğine karşı Avrupa Ülkelerini ve ülkemizi savunacaklardı. Fakat “gladio” ile ülkeleri sadece kontrol ve terörize ettiler.

Sovyetler Birliği’nin dağılması sonrasında ise; Petrolun ve doğal gazın hâkim olduğu coğrafyalarda ve dolayısıyla da Ortadoğu’da ABD hâkimiyeti için çeşitli terör örgütleri oluşturup başa bela ederek bu coğrafyaları kasıp kavurdular, gittikleri her yerde kan ve gözyaşı yaşattılar. Günümüzde ise halen varlıklarını sürdüren terör örgütlerinin arkasında yine bunlar vardır. Otuz-kırk yıldır ülkemizin baş belası PKK’nın da, şimdilerde ortaya çıkan İŞİD’in de, PYD-YPG gibi örgütlerin de arkasındaki yine bu kanla beslenme ve hâkimiyet kurma yanlısı Neo-Con’lar vardır.

Daha önceki bir yazımda da dile getirmiştim. Artık ABD’nin başat rol aldığı“Yeni Dünya Konsepti” söz konusudur. Bu da önümüzdeki on yıl içinde şekillenmesi planlanan bir “Yeni Dünya Projesi”dir. Bu projenin realizasyonu konusunda Merkeziyetçilerin ılımlı, diyaloğa dayalı ve uzlaşmacı politikasının yanında Neo-Con’lar mevcut terör odakları ve yeni oluşturdukları terör gruplarıyla dünyayı dizayn edip ABD hakimiyetini kurma peşindedirler.

Temelde aynı amacı idealize etmiş olsalar da, Merkeziyetçiler de artık bu Neo-Con şımarıklığı ve şiddetinden bıkkınlık hisseder hale geldiler. Merkeziyetçilerin Dünya Yönetimi Teşkilatı Dernekleri aracılığıyla ülkelerin yönetimleriyle uzlaşma ve karşılıklı mutabakatlarla kurdukları yeni bir sistematik mevcuttur. Neo-Con’lar terörize ettikleri gruplar nedeniyle pek çok dünya ülkesinde Amerikan aleyhtarlığının oluşumuna sebebiyet vermektedir. Merkeziyetçiler ise bundan son derece rahatsızdır. Bu yüzden de Neo-Con’ların Merkeziyetçi politikalarla kurulan ve hemen her ülkede oluşturulan derneklere sızma veya bu derneklerde uzlaşmacı olan ülke liderlerinin değişimine yönelik tavırları iyice bıktırıcı hale geldi.

Türkiye’deki 15 Temmuz Darbe Girişiminin bile arkasında yine en büyük destek Neo-Con’ların varlığıdır.FETÖ’ye en büyük destek yine bunlardan gelmiştir. Çünkü Neo-Con’lar 1970’li yıllardan başlayarak, 80’lerde hızlanan bir ivmeyle TSK’ya sızma girişimi başlattılar. Özellikle 12 Eylül 1980 darbe sonrası Fethullah  Gülen üzerinden Türk Ordusunda ciddi bir varlık haline geldiler. Hele de 90’ların sonu ve 2000’lerin ikinci yarısından 2013 yılına dek TSK’nın omurgasını teşkil eden ana güç FETÖ mensupları haline geldi.

ABD’nin “Yeni Dünya Konsepti” çerçevesinde son beş yıldır FETÖ bu Neo-Con’larca aktif şekilde kullanılmaya başladı. 7 Şubat 2012’de Mit Müsteşarını ifadeye çağırarak ilk adımlarını attılar. Daha sonra 17-25 Aralık girişimi ve 15 temmuz 2016 Darbe Girişimi bunların şiddet ve kan içeren reflekslerinin zirveye çıkışı oldu.

Fethullah Gülen’nin dengesiz, agresif ve serseri tavırları nerdeyse ABD’nin bu grubunu bile sinirlendirdi. Bunun akabinde 1999 yılında ülkemiz açısından alçakça ihanetlere sebebiyet veren bu şahıs, 28 Şubat Darbesi de bahane edilip ABD’ye kaçırılarak bir nevi esir alındı. Yaklaşık 17 yıldır da bu alçak şahsiyet Neo-Con’ların oyuncağı şeklinde Pensilvanya’dan ülkemize zehir saçmaya, okulları kanalıyla Türkiye ve başka ülkelerde bu grubun gaddar, zalim ve kanlı emellerine hizmet etmeye devam etti. ABD ve Neo-Con’lar aleni ve açık şekilde giremeyeceği pek çok Afrika ülkesine, Müslüman ülkelere ve Türki Cumhuriyetlere Gülen Okulları sayesinde girmeyi başardılar. Ama Merkeziyetçi politikalara aykırı şekilde gittikleri yerlerde eğitim gibi, ekonomik kurumlar gibi ve hatta sofistike bazı imajlar gibi algılar oluşturarak “Neo-Con terörize eğilimini” yerleştirmeye çalıştılar.

Lozan Anlaşması, Boğazlar sözleşmesi (Montrö ile bağlantılı) ve Skyes-Picot anlaşmalarının sonuçlarının değişmesi arifesinde, 2023’lere giderken bölgemiz ve coğrafyamız çok büyük önem  arz etmeye başladı. Dünyada hala öncelikli öneme sahip olan petrol ve doğalgaz üretimi ve arzı için Türkiye’nin ve hinterlandında olan sırtını yasladığı ülkelerin önemi olmazsa olmaz ölçektedir. Ortadoğu denilen ve doların değerine değer katan petrol-dolar karşılıklılığını realize edecek olan petrol, bu coğrafyada en büyük rezerve sahiptir. Ve önümüzdeki belki de elli yıl bu önem parametresi devam edecek gibi görünmektedir.

Bu “Yeni Dünya Konsepti” çerçevesinde Türkiye; Rusya kadar, Çin kadar, AB kadar ve hatta daha büyük bir önem arz etmektedir. Ülkemizin üzerinde yapılan dış kaynaklı ve iç aktörlerle yapılan operasyonlara bakılırsa bu yeni projede coğrafyamız ve ülkemiz en büyük öneme haiz bir aktör olarak kurgulanmıştır.

İşte bu nedenlerle de; ülkemiz üzerinde merkeziyetçilerin dünya yönetim dernekleri vb. gibi STK nitelikli aktörlerle, demokratik ve diyaloğa dayalı yöntemler izleyerek ülkelerin yöneticileriyle uzlaşma politikalarının yanında; Neo-Con’ların kanlı yaklaşımları da söz konusu olmaya başlamıştır.

Zira ülkemizde başkan olarak tayin edilen  önemli bir dernek sorumlusuda bugün tamamen Tayyip beyin yanında duruş sergilemiş ve neokanların oyunlarını bozmak adına önemli çalışmalar yaparak restinide neokanlara sergilemiş olması, kendisinide bu çizgide neokanların hasmı haline getirmiş isede Erdoğan’ın yanında ki dik duruşu Türkiye ve bölge açısından neokanların pilanlarını bozar seviyeye ulaşmıştır. Bu konuda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın“milli ve yerli” diye nitelediği ve biraz da dik ve diri durmaya endeksli yaklaşımları, ABD’nin bu iki ana damar akımı açısından“öngörülemezlik” niteliği göstermektedir. Erdoğan’ın bu duruşuna Merkeziyetçiler ülke temsilcileri ve arabulucularla veya arka kapı diplomasisiyle uzlaşı zemini oluşturmaya çalışırken, Neo-Con’lar PKK, PYD-YPG, İŞİD ve en son da FETÖ üzerinden şiddet içerikli saldırarak geçtiler. Son bir iki yıldır ülkemizdeki İŞİD ve PKK terörünün yoğunlaşması, saldırı ve intihar patlamalarının artışı Neo-Con politikalarının eseridir.

Bu son 15 Temmuz Darbe Girişimi ise, Neo-Con politikalarının FETÖ’yü kullanarak uzun vadede coğrafyayı işgal idealinin “Darbesel Zirve hali” idi. Çünkü bu grubun bütün amacı; dolar, petrol ve bunu elde etmek için kan, gözyaşı, karışıklık, terör, cinayet vb. her türlü şiddet eylemleridir. Ama 15 Temmuz Darbe Girişimi FETÖ denen örgütü de son kullanma eylemleri idi. Artık FETÖ’nün kaçarı kalmamıştır ve ABD Neo-Con’ları açısından “son kullanma tarihi” gelmiştir. 15 Temmuz gecesinin bu kadar kanlı, alçak ve zalimce olmasının nedeni, ülkemiz Haşhaşi’leriyle Neo-Con’ların ittifak içinde bulunduğu bir proje olmasından kaynaklanmaktadır.

15 Temmuz sonrası Merkeziyetçiler ipleri yeniden ele alarak  ABD’nin ideali olan “Yeni  Dünya konsepti” için Erdoğan ve Türkiye ile görüşmelere başlayacaktır. FETÖ lideri Terörist başının iadesi de dahil her türlü verileri masaya koyarak ülkemizle belki de içinde bulunduğumuz coğrafyanın önümüzdeki elli yılını belirleyecek projeyi konuşacaklardır. Bu bağlamda F. Gülen ABD için at sineği kadar önemli değildir. Erdoğan ile esaslarda mutabık kalındığı takdirde ABD bu Gülen alçağını ülkemize iade etmekten asla imtina etmeyecektir. Gülen denen şizofrenik, “kullanışlı muhteris” ABD için sadece pazarlık konusu olacak bir maldan başka bir şey değildir ve olmayacaktır. Çünkü Amerika için böylesi şerefsizler “kullan-at” aparat gibidirler ve miadı doldu mu kullanım ömrü biten vesonunda ya imha edilen veya ülkesine iade edilip o ülkeyi kısmi de olsa karıştırmaya sebebiyet verilen bir kepçe gibi görülür.

Sonuç olarak; 15 Temmuz darbesi FETÖ’nün tek başına yaptığı bir eylem asla değildir. Arkasında Neo-Con şerefsizleri olmadan böylesi bir harekatı yapamazlardı. Onların ve NATO içinde etkili oldukları kliklerle beraber FETÖ’yü maşa olarak kullandıkları bir darbe girişimidir. Aksi takdirde
ABD’den habersiz dünyada sabaha kadar savaş uçakları ile şehirleri bombalamak ve darbeye teşebbüs etmek mümkün olmayacağı en cahil insanın bile anlayacağı bir gerçekliktir.

Türkiye büyüktür, bunu sakın unutmayalım. Bu coğrafyada Türkiye ’siz hiçbir hareket başarılı olamaz. Önümüzdeki günler inanın güzel olacaktır. Daha bazı sıkıntılar çekebiliriz, yorulabiliriz, ağlayabiliriz ama gelecek günler “bizsiz”olmayacak ve “Yeni Dünya Konsepti” bizi yok sayarak gerçekleşmeyecektir. Yeter ki biz gücümüzün farkında olalım ve dik, diri durabilelim. Birliğimizi ve beraberliğimizi 15 Temmuz ve sonrası gibi güçlü kılalım, tek yumruk halinde olabilelim. Darbe Girişimine karşı sokağa çıkan ve direnen milletimiz bu eylemiyle tüm dünyaya çok büyük mesajlar vermiştir ve “bu coğrafyada biz olmadan hiç kimse hiçbir şey yapamaz” mesajını tüm dünyaya, ABD’ye ve hatta Amerika’nın katili saydığım Neo-Con’larına da vermiştir. Adeta “tapulu arazime gecekondu yaptırmam” demiştir.

Artık ABD Merkeziyetçileri de, ortaya çıkan bu yeni refleksi dikkate alarak hareket etmek zorunda kalacaktır ve Neo-Con canilerinin eylemlerine müsaade etmeyecek, ülkemiz için nifak tohumları saçan ve halkın dini duygularını sömürerek ihtilafa sebebiyet veren F. Gülen katilini ve alçağını ülkemize iade edecektir.

Önümüzdeki günler, aylar ve yıllar çok şeye gebedir. Yaşayıp göreceğiz ama lütfen ve lütfen rehavete girmeyelim, ciddiyeti elden bırakmayalım ve birlik içinde Türkiye olalım, olmaya devam edelim.

Yeni Bir Portrede buluşmak ümidi ile Allah’a emanet olun sevgili okurlarım.

Bu haberlere de bakın